Biyoetik Çerçevede Çevre Politikaları (TR) / Environmental Policies in the framework of Environmental Biopolitics

  • Özyol, Çobanoğlu, “Biyoetik Çevre Politikaları”, 2. Kamu Etiği Kongresi, Mart 2013, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Yayınları, Ankara
  • Arzu Özyol, “Biyoetik Çevre Politikaları”, Multidisipliner Etik Kongresi, pp.84, Niğde Üniversitesi Yayınları, 2012

İnsanoğlunun, “Üretim” ve “Doğa” ikilemi ile baş edebilmesi için çevresel biopolitikalar çerçevesinde geliştirilmiş yeni ekonomik modellere geçiş yapılması gereklidir.

In order to handle the paradoxes among production and nature, it is necessary to move towards new economic models developed within the framework of environmental biopolitics.

Gelirlerde ki ve üretimde ki artış ile belirlenen ekonomik büyüme rakamları kültürel değerler, nitelikli insan kaynağı, eğitim, doğal kaynaklar ve bio-çeşitlilik gibi parametrelere dayandırılarak belirlenmiş olsaydı bugün her dünya vatandaşı çok daha iyi koşullarda barış içinde yaşayabilirdi.

Gelirlerde ki ve üretimde ki artış ile belirlenen ekonomik büyüme rakamları kültürel değerler, nitelikli insan kaynağı, eğitim, doğal kaynaklar ve bio-çeşitlilik gibi parametrelere dayandırılarak belirlenmiş olsaydı bugün her dünya vatandaşı çok daha iyi koşullarda barış içinde yaşayabilirdi.

Çevreyle ilgili olarak aldığımız kararların, sahip olduğumuz bilgiye ve teknolojiye ve aynı zamanda bilim adamlarının sordukları soruların türlerine bağlı olduğunu gerçeğini de kabul etmek zorundayız. Hiçbir şey olmasa bile, bilim nesnellik ve yansızlık istiyor diye bütün bilimsel kullanımların nesnel değerlerden arındırılmış olduğu yanılgısına düşmemeliyiz.

Bilimsel yöntemlerin yansız, doğru ve ussal bir sonucu güvence altına alan gerçek bir “etiği” vardır. Ve bilim pratiği bu etiğe uygun düştüğü ölçüde, sonuçlarının ussallığına güven duyulabilir.

Araştırmalara göre insanların en güçlü inançları da dâhil birçok düşüncesi somut deliller bağlamında değişebilmektedir. Bu nedenle, sorundan ve çözümden etkilenmesi olası tüm paydaşların tespit edilmesi, doğru bilgiye zamanında ulaşmalarının ve karar süreçlerine doğrudan dâhil olmalarının sağlanması; sosyal, politik ve ekonomik birçok sorunun çözümünü beraberinde getirecektir.

Çevre sorunlarının etkileri bireyin günlük yaşamına değinceye kadar içselleştirilmeleri mümkün olmadığından bu sorunların telafisi için ödenebilecek bedel de düşük olmaktadır. Diğer yandan, sağlıklı, güzel, imara açılmamış ve esin veren ormanlık bir alanın orada yaşayan halk için özel bir değeri olabileceği birçok politikacı ve ekonomist tarafından kabul görmeyebilir.

Role of the environmental ethics in creating the bio-policies: genetically modified organisms (ENG) / Çevre Etiğinin bio-politikalar oluşturulmasında ki rolü: Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

  • Arzu Özyol, “Role of the environmental ethics in creating the bio-policies: genetically modified organisms”, Revista Colombiana de Bioética, vol. 6, núm. 1, enero-junio, 2011, pp. 76-88, Universidad El Bosque, Colombia

Genetically Modified Organisms deserve to be called as Frankenstein food as they have unwanted effects on the ecologic balance, increase foreign dependency and leave the agriculture sectors of the countries to monopoly companies.

Ekolojik denge üzerinde istenmeyen etkiler yaratan, dışa bağımlılığın artmasında ve ulusal tarım pazarlarında tekelci firmaların egemen olmasında önemli rol oynayan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, Frankeştayn gıda olarak anılmayı hak etmişlerdir.

The environment policies should be determined by incorporating the views of as different stakeholders as possible and in political circles within an ethical framework, not at the science laboratories, at the management boards of companies or within the bureaucratic structures of the governments.

One of the most important points based by the views defending GMO is that it is necessary to increase the species and production quantities by modifying the genetics of the vegetables and animals to meet the ever increasing the food requirement in the world. On the other hand, many ecologists state that the famine problem in the third world countries is caused by the unplanned use and the unfair distribution of the production capacity, not by the lack of production potential and they add that the existing agriculture capacity is sufficient for meeting the requirements of the world population.

Sürdürülebilir Yeşil Kalkınma ve Kadın (TR) / Sustainable Green Development and Women

  • Arzu İrge Özyol, “Sürdürülebilir Yeşil Kalkınma ve Kadın”, Fe Dergi: Feminist Eleştiri 5, Sayı 2, 2013, Ankara Üniversitesi KASAUM
  • Özyol, Çobanoğlu, “Eko-Feminizm ve Kalkınma Politikalarında Kadın”, II. Uygulamalı Etik Kongresi, 2006, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Felsefe Bölümü, Ankara

Yüzyıllardır, atıkları ve aşırı tüketimi en aza indirerek, çevresel ahlak oluşturulmasında liderlik rolü üstlenen kadınlar çevre yönetiminde ve doğal kaynakların korunması için gerçekleştirilen politik süreçlerde yer alamamaktadır. İvedi olarak devreye sokulacak bir stratejik eylem planı ile kadınların yıllardır ihlal edilen çevre hakları iade edilmelidir.

Women, who have assumed leadership roles for centuries in developing environmental ethics by
minimizing resource wastage and engaging in recycling, are still being denied positions in environmental management and policy making processes for the protection of natural resources.
Therefore, women’s environmental rights that have been contravened for years, have to be referred by adopting an emergency strategic action plan.

Yoksulluk ve çevresel tahribat karşılıklı ilişki içerisindedir. Küresel çevre koşullarında süregelen bozulmanın ana nedeni, özellikle sanayileşmiş ülkelerde var olan sürdürülemez tüketim ve üretim modelleridir.

Gerek siyaseti çevreselleştirmek ve gerekse de çevreyi siyasallaştırmak için demokratik bir devletin atması gereken ilk adımın, toplumun karar verme mekanizmasını etkileme kapasitesini arttırmak ve karar mekanizması içinde de farklı görüşlerde olan paydaş sayısını arttırmak olduğu söylenebilir.

Cinsiyet eşitliği, sadece bir insan hakkı veya sosyal adalet konusu değil aynı zamanda da insan güvenliği, çevre korunması ve sürdürülebilir kalkınma gibi ana temaların önemli bir bileşeni olduğundan BM’ler başta olmak üzere uluslararası karar verme mekanizmaları tarafından öncelikli alan olarak Kabul edilmektedir.

Women Absent in Environmental Politics: Gender Mainstreaming in Environmental Policies (ENG) / Çevre Politikalarında kadının adı yok: Çevre politikalarında Cinsiyet Anayol Stratejisinin Uygulanması

  • Arzu İrge Özyol, “Women Absent in Environmental Politics: Gender Mainstreaming in Environmental Policies”, Sustainability Congress, September 2015, Mac Kenzie University, Sao Paopla, Brazil

Gender Mainstreaming Strategy is the public policy concept of assessing the different implications for women and men of any planned policy action, including legislation and programmes, in all areas and levels in order to eliminate the risks of unequal implementations for women and men.

Toplumsal Cinsiyet Anayol Stratejisi; planlanmış her politika, kanun ve programın gözden geçirilerek, kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı önem taşıyan konuların her alanda ve her seviyede tespitini öngören ve uygulamalar sırasında kadın ve erkeklerin eşit olmayan faydalar sağlamasının sona erdirilmesi için başvurulan kamusal bir politika yöntemidir.

In many international human rights instruments included “Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women”, Gender Equality is accepted as inalienable and integral part of human rights and fundamental freedoms and it is essential for to achieve sustainable development, peace and security as well.

Gender Equity denotes an element of interpretation of social justice, usually based on tradition, custom, religion or culture. However, advancement of women is unacceptable by the term of Gender Equity. During the Beijing Conference, it was agreed that the term of “Gender Equality” would be utilized instead of “Gender Equity. Because “Gender Equality” involves ensuring that the perceptions, interests, needs, roles, responsibilities and priorities of women and men will be given equal weight in planning, decision-making, social and economic lives.

Gender equality is the fundamental issue regarding to economic efficiency. For instance, the same opportunities regarding to required agricultural raw materials and vehicles are given to the women farmers in Kenya as men farmers, the amount of agricultural products could increase by more than 20 per cent. Another dramatic example is from Tanzania. If reducing time that required for to spend household cares, women coffee and banana growers increase household cash incomes by 10 %, labour productivity by 15% and capital productivity by 44%.

Gender Budgeting does not aim to produce a separate budget for women. Gender Budgeting is the formulation of the budget from a gender perspective by identifying the implications and impacts for women and girls as compared to men and boys.

Gender-based data collection is a vital part to determine how they differ and how they affect and in turn, are affected by interventions and policies.

Women Leadership in the workplace, market place and Community: Sustainable Development (ENG)/ İş yerlerinde, Piyasalarda ve Toplumda Kadın Liderliği: Sürdürülebilir Kalkınma

Although entrepreneurship is essential to economic growth and employment creation, societal attitudes and norms inhibit most of the women from starting a business. Moreover, many women entrepreneurs stay confined to very small businesses often operating in the informal economy due to systemic barriers such as discriminatory property and inheritance laws, customary laws, poor access to formal financial institutions, and time constraints due to family and household responsibilities.

Her ne kadar girişimcilik ekonomik büyüme ve istihdam yaratılması anlamında vaz geçilmez bir unsur olsa da, sosyal alışkanlıklar ve kurallar kadınların iş kurmalarını engellemeye devam ediyor.
Daha da ötesi, kadın girişimcier, ayrımcı unsurlar içeren emlak, miras ve gümrük kanunları gibi sistemsel engeller nedeniyle finans kurumlarına erişimde zorlanmakta ya da ev ve aile sorumlulukları nedeniyle işlerine yeterli zaman ayıramamaktadır. Bu gibi  durumlar, kadın girişimcilerin, pek çoğu kayıt dışı ekonomilerde faaliyet gösteren çok küçük işlerle kifayet etmek zorunda kalmasına neden oluşturmaktadır.

When the European Economic Community, later the European Union (EU), was founded in 1957, the principle of equal pay for equal work was named as a key principle. Article 141 of the Treaty of Rome says ‘each Member State shall ensure that the principle of equal pay for male and female workers for equal work or work of equal value is applied.’

Women’s empowerment can be conceptualized as an important process in reaching gender equality because it refers that women are capable to gain more power and control over their own lives.

Most of the gender differences are attributed to differences in socialization, rather than genetic and biological factors. This means that gender roles and gender role expectations are not fixed and can change over time in the same way that they differ across different societies.

As women dedicate more time to unpaid activities, they are often dependent on men’s income and less protected through financial savings, pension entitlements and property in their name. This means that women are at greater risk of poverty and have fewer opportunities in the labour market.

Despite an increasing number of countries have introduced mechanisms for affirmative action to guarantee women’s representation at decision-making levels, governments, transnational and national corporations, the mass media, banks, academic and scientific institutions, and regional and international organizations, including those in the United Nations system, do not make full use of women’s talents as top-level managers, policy makers, diplomats and negotiators.

Besides the governmental efforts, companies should be revised their pricing, career development and recruitment policies to eliminate discriminatory treatments.

Fortune 500 companies with the highest representation of women board directors attained significantly higher financial performance, on average, than those with the lowest representation of women board directors.

The single purpose of the 17,000 participants and 30,000 activists streamed into Beijing from all over the World for the opening of the Fourth World Conference on Women in September 1995 was gender equality and the empowerment of all women, everywhere.

The Women’s Empowerment Principles, a partnership initiative of UN Women and the UN Global Compact (UNGC) provide a set of considerations to help the private sector focus on key elements integral to promoting gender equality in the workplace, marketplace and community.

The ITC’s Women and Trade Programme works with governments, the private sector and trade support institutions to bring greater economic benefit to women through increased participation in export trade.

A central aspect of ITC’s Women and Trade Programme is the Global Platform for Action on Sourcing from Women Vendors (GPASWV). The aim of the initiative is to increase the share of corporate, government and institutional procurement secured by women vendors.

There are 17 Sustainable Development Goals which constitute an integrated, indivisible set of global priorities for sustainable development. The 5th goal designates achievement of gender equality and empowerment of all women and girls.